Yasemin Sezgin, 1988 yılında İzmir’de dünyaya geldi. Deniz ve güneşle iç içe olan çocukluğu, Balkan kökenli bir ailede geçti; anne ve babaannelerinin kültürel mirasıyla şekillendi. Annesi ev hanımı, babası ise inşaat sektöründe çalışan Yasemin’in bir erkek kardeşi var. Lojistik yönetimi alanında üniversite eğitimini tamamladıktan sonra, yaklaşık yedi yıl boyunca beyaz yakalı olarak lojistik sektöründe çalıştı. 2019 yılında hayatının aşkıyla tanışarak evlendi. Mutlu bir aile kurmanın hayalini kurarken, dünya genelinde yayılan Koronavirüs pandemisi, yaşamlarını köklü bir biçimde değiştirdi.
Yasemin, eşi ve yeni doğacak çocuklarıyla birlikte pandemi sürecinde beyaz yakalı yaşamdan çiftlik hayatına geçişlerini şu şekilde aktardı: “30 yaşıma kadar kişisel gelişimime büyük önem verdim ve bu değeri hala koruyorum. Ancak anne olduktan sonra, bu süreçte edindiğim bilgi ve tecrübelerin meyvelerini toplamaya başladım. Farklı kültürleri tanımak, yemeklerini tatmak ve onların yaşam tarzlarını deneyimlemek benim için her zaman önemliydi. Pandemi döneminde hamileydim. Eşimle birlikte lojistik sektöründe yürüttüğümüz işleri evden yönetiyorduk. Ancak hamilelik, pandemi ve şehir yaşamının getirdiği zorluklar iç içe geçmişti. Biz de daha huzurlu bir yaşam için eşimin ailesinin Tire’deki süt çiftliğine gitmeye karar verdik. Bu karar, bizim için bir dönüm noktası oldu.”
Yasemin, Tire’de geçirdiği süre zarfında hayvanlarla iç içe yaşamaya alıştı. İlk etapta aile işletmesinde hayvanların gebelik süreçlerini ve süt verimlerini takip etti. Bu verileri bilgisayar üzerinde düzenli olarak kaydettiğini belirten Yasemin, “Balkan kökenli bir aileden geldiğim için doğal gıdalarla büyüdüm. Şehir hayatını deneyimlemiş biri olarak, insanların sağlıklı ve güvenilir gıdalara ulaşmakta yaşadığı zorlukları fark ettim. Burada sıradan görülen süt, peynir, yumurta gibi ürünlerin aslında şehirde yaşayanlar için değerli ve ulaşılması zor olduğunu biliyordum. Bu nedenle, çevremden yoğun talep almaya başladım. İnsanlar sürekli benden süt, peynir ve yumurta gibi ürünler istemeye başladı. Böylece Sutchu markasını kurmam da bu ihtiyaçtan doğdu. Beyaz yakalı işimden tamamen ayrıldım ve bu yeni düzene geçtim,” dedi.
“İşimden ayrılıp markamı kurarken zorlanmadım çünkü çıkış noktamız zaten doğal ürünlerdi,” diyen Yasemin, “Markayı kurmak beni yormadı, ancak büyütme süreci oldukça zahmetliydi. Bir markanın başarısının, gelen talebe doğru cevap verebilmesine bağlı olduğuna inanıyorum. Gıda sektöründe markanın hangi değerler üzerine kurulduğu son derece önemlidir. Üretim odaklı mı, çözüm odaklı mı, sağlık odaklı mı yoksa yalnızca tüketim odaklı mı olduğu, markanın yönünü belirliyor. Benim önceliğim her zaman katkı maddesi içermeyen, sağlıklı ve pratik ürünler üretmek oldu. Yoğun iş temposuna sahip bir çalışkan anne olarak, pratikliğin önemini çok iyi biliyorum. Bu nedenle markamda doğallığın yanı sıra kullanım kolaylığına da büyük önem veriyorum. Ürünlerin doğal olması ve açıldıklarında ilk günkü lezzetlerini koruması benim için çok değerlidir,” dedi.
Yasemin, örnek vererek sözlerine şöyle devam etti: “Bir konserveyi açtığımda, içinde sirke ve koruyucu tadının baskın olduğu bir ürün yerine; köyde annemin yaptığı köz patlıcanın gerçek tadını almak istiyorum. Bu benim için çok kıymetli.”
